İntibah | Namık Kemal

ROMAN İNCELEMESİ

“Yazı, eser hakkında bilgiler, bazı sahne ve karakter tahlilleri içerir. Eseri okumayı düşünüyorsanız yazıyı okumayı erteleyebilirsiniz.”

Konunun etkileyiciliği değil de, sürükleyiciliği daha çok o dönemde fazla belirgin olamayan “sanat için sanat” fikrini andırıyor. Namık Kemal, pek fazla merak unsuru barındırmamasına karşın, okuru içine çekmeyi başaran bir eser ortaya koymuş. Beklediğimden daha keyifli bir romandı ve hatta bu denli az didaktizm içeren bir eserle karşılaşmak gözlerimi yaşarttı desem yeridir…

Vatan Şairi sıfatını yakıştırdığımız Namık Kemal, İntibah adlı romanında açıkçası vatanı çok da alakadar etmeyen bir konu işlemiş 🙂 Peki nedir bu vatanı alakadar etmeyen konu derseniz: Mahpeyker gibi bir kadının pençesine düşen Ali Bey’in gözlerine inen eğlence ve içki perdesini kaldırmaya ne çok sevgili anneciğinin ne de (yazarın detaylıca betimlediği) dünyalar güzeli Dilaşup’un gücü yeter. Tahmin edileceği üzere Ali Bey’in annesi ve Dilaşup, romanın sonlarına doğru, artık Ali Bey işleri iyice rayından çıkarmışken ölürler. Mahpeyker’in ölümü de yine bekleneceği üzere Ali Bey’in elinden olur. Yazar, eserini şu sözlerle bitirir: “Ünlü bir sözdür ki: ‘Son pişmanlık fayda vermez.’”

Türk edebiyatında birçok esere konu olan “yanlış batılılaşma” olgusundan İntibah’ta da hissediliyor. Mahpeyker ve Ali Bey arasındaki ilişki dahilinde işlenen “aile terbiyesinden, eğitimden ve iş yerindeki sorumluluklarından uzaklaşarak dünyevi eğlence ve ahlaki basitliklere yönelme” davranışları kötülenmiş. Buradan da yazarın kendisini topluma karşı sorumlu hissettiğini çıkarabiliriz.

Yazar, asıl konuya geçmeden önce tam olarak tabiat tasviri de diyemeyeceğim ancak doğadan esinlenildiği anlaşılan bir giriş bölümü yazmış. Bu bölüm, romantizm akımının etkisinin bariz bir örneği. Eser İstanbul’da geçiyor, baş kahraman Ali Bey ise zengin bir aileye mensup, terbiyeli ve iyi eğitim almış bir karakter. Burada karakter kelimesini kullanmaktan çekinmedim çünkü aslına bakılırsa Ali Bey bir tip değil; yazar tarafında oluşturulmuş, doğrusuyla yanlışıyla neredeyse canlı bir insan. Elbette dönemin şartlarını göz önüne aldığımızda Namık Kemal’den başarılı ruhsal tahliller beklemek anlamsız olur ancak Ali Bey dönemine göre fazlasıyla başarılı bir karakter kanaatimce.

Maalesef Mahpeyker için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Kendisi karanlığın öteki adı. Yazar, Mahpeyker’in içine bir damla bile iyilik, merhamet, sevgi koymamış ve hatta yarattığı karakterden neredeyse tiksinmiş. Roman boyunca Mahpeyker’in ne denli kötü, çirkin, karaktersiz biri olduğu anlatılıyor desem yeridir. Dikkatimi çeken bazı çelişkiler de yok değil: Mahpeyker erkekleri ve özellikle Ali Bey’i olağanüstü (?!) güzelliğiyle kendisine çekiyor anlatılana göre fakat gel gör ki yazar Mahpeyker’in dış görünüşünün içini yansıttığına dair nüktelerde de bulunuyor çoğunlukla. E haliyle bu denli kötü bir ruha sahip olduğunu söylediğimiz Mahpeyker’in çok da güzel bir kadın olmadığı anlaşılıyor, hatta eserin bazı baskılarının kapağında Mahpeyker’in çizimi var (Şekil 1). Kitap kapağından görüldüğü üzere, Namık Kemal okurun gözünde çizmek istediği kötü karakter portresinde gayet başarılı olmuş ancak keşke Mahpeyker’i bu kadar keskin çizgilerle kötü hale getirmek yerine biraz daha yuvarlaklaştırsaydı, bazı bölümlerde Mahpeyker’e acımak onun için üzülmek istedim ama yazar izin vermedi…

Şekil 1

Öte yandan Mahpeyker’in Ali Bey’e karşı olan hisleri romanın ilk bölümlerinde hayranlık ve cinsel çekimle sınırlı kalırken -ki yazar Mahpeykerin bu sınırlı hislerini alenen kötülüyor hatta yer yer hakarete varan sözler söylediği de görülüyor- romanın ilerleyen bölümlerinde bu hisler kıskançlık, haset, yenilgi acısı ve sahip olma isteğine evriliyor. Namık Kemal bu eserinde, aşkı sadece iyilere yakıştırmış, Mahpeyker gibi bir kadının aşık olamayacağını açıkça ifade etmiş. Bu da eserin tekdüzeliğini korumasına, okuyucuyu heyecanlandıramamasına sebep olmuş. Sonuca varacak olursak, Mahpeyker kötü olarak adlandırılan his ve davranışların yansıması olarak yansıtılmış eserde. Şunu da söylemeden geçmeyeyim, Namık Kemal’in etkilendiği romantizm akımının dokunuşlarını eserde çok net görmek mümkün: tezatlar, duygusal baskınlık, iyiler ve kötülerin ayrımı.

Dilaşup’a gelecek olursak: Bu karakterin -karakter diyorum ama tam anlamıyla bir tip kendisi- tasviri; divan edebiyatından alışık olduğumuz mazmunları andırdı bana. Yazar yaklaşık bir sayfa kadar Dilaşup’un hayran olunası güzelliğini anlatmış ve açıkçası başarılı bulduğum bir tarzla, kızın fiziksel güzelliğini vicdanının güzelliği içinde eritmiş; dolayısıyla safi dış görünüşe dayalı maddesel bir güzellik yaratmamış bilakis Dilaşup’a duymanızı beklediği hayranlığı içselleştirmenize yardımcı olacak manevi bir tasvir yapmaktan da geri durmamış. Namık Kemal’in bu tasvir tarzı biraz önce bahsettiğim Mahpeyker’in dış görünüşü hakkındaki fikrini de doğrular nitelikte: iyiler çok güzel, kötüler ise çirkin. Yazar kötü bir ruhu güzel bir bedene uygun bulmamış. Öte yandan, Dilaşup karakterini biraz zorlama buldum. Ali Bey’e olan bağlılığından söz edilen bölümler yer yer abartılmış diyebilirim. Karakter, kalbinde tek bir zerre bile kötülük barındırmayan bir melek olarak tasvir edilmiş ve yaşatılmış, e haliyle romanın heyecan unsurunu ve konu derinliğini sarsmış maalesef. Genel anlamda Dilaşup ve Mahpeyker karakterleri, gizemi bozan karakterler olarak eserin zayıf noktası şeklinde karşıma çıktılar. Tabi ki bütün bunlar dönemin ve romantizm akımının etkileri, yani görmezden gelinebilir hususlar. Eserin genelinde hafif bir akış var; sayfayı çevirmeniz için coşku verecek kadar bir merak unsuru hakim fakat fazlası olamamış, bazı tasvirler gereksiz uzatılmamış olsaydı daha akıcı bir üslup kullanıldığını söyleyebilirdim.

Yıllar geçtikçe tekniğinde değişiklikler meydana gelen, neredeyse her metotla yazılmaya başlanan roman türüne mensup bu eser için “tekniğinde eksiklikler var.” demek istemiyorum. Yazar, dönemi dahilinde gayet keyifli bir konu işlemiş ve yazımın başında da belirttiğim gibi: “sanat için sanat” yapmasının yanında bazı ahlaki ögeleri de kullanarak halka ufaktan mesajlar vermiş. Bu mesajların olay akışına dahil edilişi gayet başarılı, didaktizme başvurulmadan okuyucunun ders çıkarması hedeflenmiş.

Genel olarak keyifle okuduğum bir kitaptı.

Diğer yazılarımda buluşmak üzere, hoşçakalın.

Öneri, iletişim ve işbirlikleri için: zeynepdilaakca@gmail.com

Yorum bırakın